Duâ ve niyaz

İnsan kemal-i acz ve fakr ile zaifliğini ve noksanlığını bilerek Allah’a yine O’nun emrettiği ve istediği tarzda yalvarabilmeli, O’ndan istemeli ve herşeyi O’ndan bilmelidir…

Yine Allah’ın resulünün yalvardığı ve duâ ettiği tarzı, yolu ve şekli aynen takip etmeli, yapabilmelidir… Efendimizi (asm) ümid, aşk ve şevk dolu duâlarına hem amin demeli hem de yapabilmelidir.

Kur’ân’ın insanlara ilân ettiği ve Rabbimizin istediği şekildeki duâlara herkes amin diyebilmeli hem de vird ve teşbih edinebilmelidir…

Bu günler biraz da duâ günleridir… “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” ferman buyuran Zat-ı Zülcelâle ubudiyetle, ihtiramla aczimizi, fakirliğimizi, zaifliğimizi tam olarak hatırlayarak, boynumuzu bükerek, ellerimizi açarak duâ edebilmeliyiz…

Maddî manevî, görünen görünmeyen, dünyevî ve uhrevî bütün ihtiyaçlarımızı, istek ve arzularımızı Cenâb-ı Kerîm-i Mutlaktan, lütuf ve keremine münasip bir tarzda ihsan ve ikram buyurmasını duâlarımızla, niyazlarımızla, arzu ve isteklerimizle isteyebilmeliyiz.

Bizlerin başlarındaki, üstlerindeki belâ ve musîbetleri, dert ve sıkıntıları, marazları def etmesi, kaldırması için tazarru ve niyazda bulunabilmeliyiz.

Bu zamanda en büyük duâ ve tazarru ise fiilî olarak Kur’ân’la ve Kur’ân’ın gösterdiği tarz ve şekilde iman hizmetiyle meşguliyettir…

Kur’ân’ın muhteşem bir tefsiri olan Risale-i Nurları okuyarak, anlayarak, yaşayarak imanımızı kurtarmak ve başkalarının imanlarının kurtulması için gayret ve çalışmalarda bulunabilmektir…

Risale-i Nurların; Kur’ân’ın bu asrımıza bakan veçheleriyle her müşkülatımızı imanî ve itikadî noktalardan hallettiğini, şerh ve izah ettiğini, suallere cevaplar verdiğini bilmektir…

Sabır ve duâ ile nurlarla meşguliyeti en azamî mertebelere çıkarabilmektir…

Rifat Okyay / Yeni Asya

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir