|
Ali Ferşadoğlu tarafından yazıldı.
|
İnsan bu dünyaya ibadet, duâ ve ilimle tekemmül etmek/mükemmelleşmek için gönderilmiştir. İbâdetin özü ise duâdır. Büyük bir kulluk olan duâ; her şeyin sahibi, mâliki, idârecisi, Rabbi, sonsuz rahmet, şefkat, sevgi, kudret sahibi olan Cenâb-ı Hakk’a yalvarmak, istemek, O’na dayanmak, aczimizi anlayıp O’nu vekil tâyin etmek, ihtiyaç ve arzularımızı O’na arz etmektir. “Duâ” kelimesinin Kur’ân’da 212 defa geçmesi; bize insânî vasfı kazandıran önemli ibâdet olduğunu gösterir.
* Duâ eden bilir ki, yalnız değil, birisi var; bütün ihtiyaçlarını görür, bilir, sesini duyar, ona cevap verir. Buna binâendir, duâları işiten ve cevap veren Semî-i Mutlak ve Mucîb-i Mutlak olan yüce Rabbimiz, “Duânız olmasa ne ehemmiyetiniz var?”1 buyurmaktadır. Bu meseleyi şöyle anlayabiliriz:
Medeniyetten, insanlardan çok uzaklarda, mağaralarda yalnız başına yaşayan bir insanın ne önemi var? Duâ ile Allah’ın sonsuz rahmet ve hazinesinden bir şey istemeyen insanın da Hakkın nazarında ne önemi olabilir?
* Duâ, varlığımızın değerini de belirler. Duâ, ispat-ı vücuddur. Yâni, varoluş sebebimizi, ne olduğumuzu, nereden geldiğimizi, niçin geldiğimizi ve nereye gideceğimizi, sonunda ne olacağımızı ve ne olmamız gerektiğini duâlarımızla ortaya koyarız.
* Duâ psikolojik açıdan büyük bir rahatlık ve huzûr doğurduğu gibi, ahlâkî arınmayı, yücelmeyi gerektirir. Dolayısıyla, gelişim safhasındaki takılma ve saplantıların önlenmesinde, şahsiyetin/kişiliğin gelişmesinde yapıcı bir fonksiyon icra eder. Bir hadis-i kudsiye göre duâ ve ibâdetle meydana gelen yakınlaşma Allah’a karşı sevginin, bu sevgi de kuldan duyarlı bir vicdan ve sağduyunun doğmasına sebep olduğu belirtilir.
Böylece duâmızla, sonsuz Rahîm (şefkat eden, yardım eden), Hafîz (koruyan) Allah’ın koruma alanına gireriz. Şeytan ve habis ruhların şer/kötülük ve baskılarından emin oluruz.
* Duâ, dünya ve içindekilerle beraber, şeytan ile nefsin etrafında dolanmaktan kurtulup, tek bir noktaya yönelmek demektir. Bu, çokluktan, dünya problemlerinden, sıkıntılarından sıyrılıp, ruha nefes aldırmak, onu dinlendirmektir aynı zamanda. Duâ, madde bağımlılığından, nefsî, indî/subjektif, süflî/pespâye arzu ve isteklerden kurtulmaktır. Duâ, işlediğimiz hatâ, kusur ve günahların izlerini vicdânımızdan siler, rûhumuzu arındırır. Şeytânî hallerden uzak durup; ruhumuzu imân, tefekkür, ilim, ibâdet, takva, salih amel gibi mânevî gıdalarla doyurup beslemeliyiz.
* Düşünce ve duygularımızın antenini duâ ile İlâhî hakikatlere, ulvî âlemlere çeviririz. Tamamen habis/siyah, karanlık menfî bir enerji boyutundan yaratılan şeytan; insanların ruhlarına etki edebilir. Gayet tabiî ki bu, şeytanın verici gücünün yüksekliğine ve alıcının telkine, olumsuz meselelere açık olmasına ve cevap vermesine bağlıdır. Şeytan, vesvese ve fitnesiyle ruh ve duygularımızın dengesini bozar. Rûh ile vücûdun manyetik dengesinin bozulmasından rûhî hastalıklar doğar. Şöyle ki:
Elektrik de, sinir hücreleri arasında iletişim sağlayan bir unsurdur. Elektrik akımının da dengesizliği; vücut ritmini, dengesini bozar. Kimyevî ifrazat ve elektrik akımlarını harekete geçiren de; aşırı veya yersiz evham, korku, öfke, heyecan, kin, düşmanlık, sıkıntı, endişe/kaygı gibi negatif duyguların yerinde ve ölçüsünde kullanılmamasıdır. Aşırı ifrâzâtları, güzel söz ve telkinlerle dengelemek mümkün. Zaten, vehmî hastalıkların en etkili ilâçlarından biri önem vermemektir. Önem verdikçe büyür, şişer. Önem verilmezse küçülür, dağılır. Zaten, vehmî hastalık çok devam etse, (psiko-fizyolojik yapımızı etkileyerek) hakikî hastalığa döner. Vehham ve asabî insanlarda fena bir hastalıktır; habbeyi kubbe yapar, mânevî gücü kırar.2
* Şeytanın vesveseleri negatif olduğundan ruh ve bedenin ritminin dengesini bozmaktadır. Duâ, ibâdet, zikir, fikir, pozitif enerji yayar ve biyo-manyetik tedâvî yaparak bozulan ruh ve beden ritmini, dengesini sağlar. Böylece şeytanın vesveselerine karşı bir kalkan, bir zırh görevi de görmüş olur. Çünkü, İlâhî, ulvî, melekî alana girilmiş olur.
Dipnotlar:
1- Kur’ân, Furkan, 77.
2- Lem’alar, s. 219.
* Duâ eden bilir ki, yalnız değil, birisi var; bütün ihtiyaçlarını görür, bilir, sesini duyar, ona cevap verir. Buna binâendir, duâları işiten ve cevap veren Semî-i Mutlak ve Mucîb-i Mutlak olan yüce Rabbimiz, “Duânız olmasa ne ehemmiyetiniz var?”1 buyurmaktadır. Bu meseleyi şöyle anlayabiliriz:
|
|
Devamını oku...
|
|
İsmail Tezer tarafından yazıldı.
|
Birkaç yıl önce, Vatikan Büyükelçiliği İstanbul Temsilcisi George Marovitch’le çeşitli konular üzerine bir röportaj yapmış, kendisine bir de Cevşen’le ilgili soru yöneltmiştik.
Malumunuz olduğu üzere Marovitch, İtalya’da geçirdiği bir kaza üzerine, şimdi İstanbul’da bir huzurevinde hayatını sürdürüyor. Kendisi, yine Cevşen’i elinden bırakmadığını, sürekli okuduğunu söylüyor.
Biz burada, 2005’te kendisiyle yaptığımız, Yeni Asya ve Genç Yaklaşım dergilerinde yayınlanan röportajdan Cevşen’le ilgili olan bölümü dikkatlerinize arz etmek istiyoruz.
O zaman “Bazı toplantılarda Cevşen okuduğunuzu biliyoruz. Cevşen'e olan sevgi ve muhabbetiniz nereden geliyor?” diye sormuştuk.
O da aynen şöyle cevaplamıştı:
|
|
Devamını oku...
|
|
Süleyman Sargın tarafından yazıldı.
|
Bedir Savaşı'nda yaşadıkları hezimet Mekke müşriklerinin gayz ve kinlerini iyice körüklemişti. Bu gayz ve kin sadece kaybedilen bir savaştan kaynaklanmıyordu. Daha dün işkence edip yurtlarında yaşama fırsatı vermedikleri ve parya muamelesi yaptıkları insanlar her geçen gün daha da güçleniyor ve kendi varlıklarına tehdit oluşturacak bir noktaya geliyorlardı. Bu endişelere o zamanın Mekke'sindeki yaygaracı grupların çığırtkanlıkları da eklenince hava iyiden iyiye Müslümanların aleyhine dönüyordu. Bilhassa Bedir'de yakınları ölenler bunların başını çekiyor ve intikam naraları atıyorlardı. Ebu Süfyan da Mekke'nin en büyüğü olarak işaret fişeğini yakınca hemen savaş hazırlıkları başladı. Sadece Mekke'den değil, Müslümanların varlığından rahatsızlık duyan bütün çevrelerden hatta Medine'den bile katılımlarla üç bin kişilik bir ordu bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra Medine üzerine yürüdü.
|
|
Devamını oku...
|
|
Emeti Saruhan tarafından yazıldı.
|
Bilinç altına ilişkin araştırmalar yapan Kubilay Aktaş, reklam arasında verilen mesajların insanları o ürünü almaya yönlendirdiğini söylüyor. Örneğin sinemada film izliyorsanız 25. karedeki “kola iç” talimatı film arasında koşarak kola almanıza neden olabilir.
Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların bilinçaltımızdan kaynaklandığını hep söyleriz ama acaba kaçımız aslında bilinçaltımızın gücünün ve öneminin farkındayız? Yaklaşık 15 yıldır bilinçaltı üzerine çalışmalar yapan Kubilay Aktaş, Elest Yayınları'ndan basılan “Gizli Telkinle Kur'an Terapisi” kitabında bilinçaltımızın nasıl daha çok alışveriş yapmamız için ya da belli bir konu hakkındaki düşüncelerimizin değişmesi için programlandığını anlatıyor. Aynı tekniğin olumlu yönde de kullanılabileceğini ifade eden Aktaş, bu yöntemle sorunlarımızı aşabileceğimizi söylüyor. Kubilay Aktaş'a bilinçaltı nedir, ne değildir, nasıl programlanabilir, ne işimize yararı sorduk.
|
|
Devamını oku...
|
|
Cihan Dinar tarafından yazıldı.
|
 Ruhun lezzeti için mi, Allah’a yakarış için mi, yoksa hayatlarını Esmaü’l Hüsna ile yaşamak için mi okuyorlar? Onlara Cevşen okumayı kim, ne diyerek tavsiye etti? Bazısı dua olduğu için, bazısı vakitlerini süslemek için; kimi yolculuk sırasında, kimi de çocuğunu uyutmak için okudu. Ünlülere varıncaya kadar yediden yetmişe Cevşen çantalarda, ceplerde, boyunlarda taşınıyor. Okuyamayanlar da Cevşen’i kaset ve CD’lerden takip ediyor. İlmi, şifayı, rızkı, tefekkürü, tevhidi, hidayeti ve korunmayı barındıran Cevşen’ül Kebir, Rabb’imizi bize nasıl öğretiyor? Cevşen’i ilk seslendiren İhsan Atasoy, İstanbul Vatikan Temsilcisi Georges Marovithc, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Davut Aydüz, yazar ve programcı Senai Demirci, yazar Gülay Atasoy, yazar Cemil Tokpınar, gazeteci Mehmet Ali Bulut ve Nuriye Uşşak ile Cevşen okuma üzerine görüştük. |
|
Devamını oku...
|
|
Kenan Demirtaş tarafından yazıldı.
|
 Bediüzzaman Said Nursi, Cevşen’in “Âl-i Beytin manevî ve gayet mühim bir mirası ve bir feyiz kaynağı” olduğunu belirterek Allah’ı tanıyıp tarif etme konusunda Cevşen’in bir benzeri olmadığını söylüyor. Allah (c.c), Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hakikatini, ulûhiyetinin tecellilerine kapsamlı bir ayna yapmış ve bütün isimlerinin en büyük ve en yüksek mertebelerine onu mazhar ederek Kur’ân’dan çıkmış “Cevşen” gibi harika bir münacatı O’na nasip etmiştir. Sözlükte “zırh, savaş elbisesi” anlamına gelen Cevşen, Arapça bir kelimedir. “Büyük zırh” manasında olan meşhur Cevşen-i Kebîr duası ise Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) büyük bir münacatıdır. Bu münacatla Efendimiz (s.a.v.), Cenâb-ı Hakk’a bin bir ismiyle dua eder ve ateşten O’na sığınır. (1) |
|
Devamını oku...
|
|
Moral Dünyası tarafından yazıldı.
|
 Esmâü’l-Hüsna’nın değişik şekillerde adeta bir kanaviçe gibi örgülenmesinden ibaret olan Cevşen duası, metin olarak Kur’an’da yer alan Esmâü’l-Hüsna kalıplarına en yakın dua olma özelliğini taşır. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de, “Esmâü’l-Hüsna (güzel isimler) Allah’a aittir. O halde O’na onlarla dua edin” buyurarak, en makbul duanın Esmâü-l Hüsna ile yapılan dua olduğunu ifade buyuruyor. “Cevşen”, bir duadır. Dua ise kulluğun özü ve imanın en halis bir neticesidir. Dua, kulu Allah’a yaklaştıran en kısa bir yoldur. Bediüzzaman, ”Dua bir ubudiyet (kulluk)tur, semeratı uhreviyedir” der. Yani duanın asıl sonuçları ahrette ortaya çıkacaktır. |
|
Devamını oku...
|
|
Ali Ferşadoğlu tarafından yazıldı.
|
Kitle iletişim vasıtalarının baş döndürücü sür'at ve kesret kazandığı milenyum ve hiperçağ günümüzde; hergün, her saat, hattâ her dakika milyonlarca günah birden saldırıyor. Adeta, insî ve cinnî şeytanlar tarafından çepeçevre kuşatılmış, her an top ateşine tutuluyoruz! Zamanımız ve hayat şartları; eski zamandaki gibi uzlethânelere çekilip kendimizi ibâdet ve zikre verip haramlardan korunmaya müsait değil. Rahmeten lilâlemin olan Kur’ân ve mübelliği Resûl-i Ekrem (asm) çağımız için de rahmettir. Acaba bu rahmet bize nasıl tecelli etmeli?
|
|
Devamını oku...
|
|
Yeni Asya tarafından yazıldı.
|
Celcelutiye ilâveli Büyük Cevşen ve Türkçe açıklaması yeni çıktı.
Hizb-i Envari’l-Hakaikı’n-Nuriye veya diğer adıyla Büyük Cevşen, bizzat Bediüzzaman Hazretleri’nin Mecmuâtü’l-Ahzab’dan ve Risâle-i Nur’daki hakikatlerden derlediği bir duâ mecmuâsıdır.
Eser bir kaç bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölümde, okunması çok sevaplı ve faziletli olan Yasin, Fetih, Rahman, Mülk ve Nebe Sûreleriyle, Haşir ve Bakara Sûrelerinin son âyetleri yer almaktadır.
|
|
Devamını oku...
|
|
Abdullah Aymaz tarafından yazıldı.
|
1970'li yılların sonu idi, İzmir'de Hatay taraflarında bulunan askerî hastanede yedek subaylığını yapan Dr. Mâcit Türkmenoğlu, bize bir hatırasını anlatırken, (özetle) demişti ki: "Beni bir akşam bir yere davet ettiler...
Gittiğimiz yerde ruh çağırma seansı varmış. Ben bunların şeytan işi olduğunu, falancının ruhu diyerek gelenlerin aslında şeytan olduğunu ve insanları yanlış ve zararlı şeylere yönlendirdiğini biliyordum. Onun için, cehennem ateşine, dolayısıyla ateşten yaratılan şeytana karşı Peygamber Efendimiz'in (sas) okuduğu ve Cenab-ı Hakk'ın bin bir ismini ihtiva eden Cevşen duasının çok tesirli olacağını düşünüyordum. Onun için olanları seyredip Cevşen'in tesirini anlamak istedim. |
|
Devamını oku...
|
|
İsmail Zelvi tarafından yazıldı.
|
2. İstanbul Demokrasi ve Küresel Güvenlik Konferansı'nda bir araya gelen Türkiye'deki dini cemaat liderleri, dinlerin terör ve şiddeti değil; başkasına saygıyı, barış içinde yaşamayı emrettiğini söyledi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, dinlerimizin terör ve şiddeti değil, ötekine saygısızlığı değil, ötekine saygıyı, barış içinde yaşamayı emrettiğini belirtti. Roma Katolik kilisesi adına konuşan Georges Marovitch ise, emniyet kuvvetlerini koruyucu melekler olarak gördüğünü ifade etti. Marovitch, polislerin üzerine giydikleri zırh gibi, manevi kalkanların da olduğunu hatırlatarak, toplantıya katılacak polislere, manevi zırh olarak kabul etiği “Cevşen” kitabı hediye edeceğini söyledi. |
|
Devamını oku...
|
|
İsmail Tezer tarafından yazıldı.
|
10 Şubat 2007 tarihli Hürriyet Cumartesi ekinde Ayten Serin imzalı, ‘zikir’le ilgili ilginç bir haber yayınlandı.
“Zikir; reiki ve yoga gibi şifa verici teknik” başlığıyla yayınlanan haberde, medyada sağlıklı hayat, kilo kontrolü gibi konularda isim yapmış aile hekimi Ender Saraç’ın “Ruhsal Gelişim ve Kader” isimli kitabı yorumlanıyordu. Ruh sağlığı açısından bir şifa vesilesi olarak gördüğü zikri, ‘ileri bir teknoloji’ olarak niteleyen Dr. Saraç şöyle diyordu: |
|
Devamını oku...
|
|
Yeni Asya tarafından yazıldı.
|
Dua ayına dua kitabı Yeni Asya, hayır ve güzellikleriyle manevî iklimimizi şenlendiren dua ayı Ramazan’ı Büyük Dua Kitabı adlı değerli bir hediyeyle, ruhuna uygun bir şekilde karşılıyor.
* İdrak etmekte olduğumuz Ramazan ayı için anlamlı bir hediye olan Büyük Dua Kitabı adlı eserde ağırlıklı olarak, Peygamber Efendimizin, herbir günlük faaliyeti vesile kılarak yaptığı dualar yer alıyor. Eser, piyasadaki benzerlerinden farklı olarak Risâle-i Nur eksenli bir bakış açısıyla hazırlandı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Yeni Asya tarafından yazıldı.
|
 Bediüzzaman Hazretleri’nin saff-ı evvel talebelerinden Mustafa Sungur, Yeni Asya’nın Cevşen kampanyasını değerlendirdi. Cevşen kampanyasının güzel bir hizmet olduğunu ve zaten maksadın da Cevşen’i okutmak olduğunu ifade eden Mustafa Sungur, “Bu duâ, bütün kâinatı ihata eden Esma-i İlâhiyenin tecellîlerini ifade eder” dedi. |
|
Devamını oku...
|
|
İsmail Tezer tarafından yazıldı.
|
Vatikan Büyükelçiliği İstanbul Temsilcisi George Marovitch, gazetemizin Cevşen kampanyasını değerlendirdi. Sözlerine “Siz gazete olarak büyük bir hizmet ediyorsunuz. İnsanların kalplerini aydınlatıyorsunuz” diyerek başlayan Marovitch “Cevşen kampanyası çok hayırlı bir iş. Okuyuculara takdim edilecek olan bu kitap, manevî bir hazinedir. Ben de bu manevî hazineyi, eski İstanbul Müftüsü Selahaddin Kaya Bey vasıtasıyla keşfettim” dedi.
Kendisinin de bir kampanya başlattığını ifade ederek “Çevremdeki Müslüman ve Hıristiyan herkese yüzlerce Cevşen dağıttım” diyen Marovitch, Kur’ân’daki “Allah’ı çokça zikredin ki kurtuluşa eresiniz” âyetine dikkat çekerek “İşte Cevşen, bu zikirlerden biridir” dedi. |
|
Devamını oku...
|
|
|