a. Bediüzzaman, el-Cevşenü’l-Kebîr’in öncelikle Hz. Peygamber (s.a.s.)’in duâsı olduğunu ve onu okuduğundan kısaca şöyle bahseder:
"Öyle de, çok esmâya mazhar ve çok vazifelerle mükellef ve çok düşmanlara müptelâ olan insan, münâcâtında, istiâzesinde çok isimleri zikreder. Nasıl ki, nev-i insanın medâr-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, el-Cevşenü’I-Kebîr namındaki münâcâtında bin bir ismiyle duâ ediyor, ateşten istiâze ediyor".10
|
|
Devamını oku...
|
Fethullah GÜLEN (Hocaefendi)’nin, Cevşen ile ilgili sorulan bir soruya verdikleri cevap:
"Cevşen hakkında Müslümanlar arasında farklı görüşler var. Bazıları onu baş tacı yaparken, bazıları da alabildiğine ilgisiz, hattâ habersiz. Bu sebeble, bizleri Cevşen hakkında aydınlatır mısınız?"
Cevap: Cevşen ile ilgili pek çok düşünce ve görüş ortaya atılmıştır. Daha çok Şiî kaynaklardan gelmiş olması, Ehl-i Sünnet’in Cevşen’e karşı soğuk davranmasına sebep olmuştur. Ancak bizim Cevşen ile ilgili mülâhazamız biraz husûsiyet arz etmektedir. Onun için de başkalarına ait görüşlerin naklinden daha çok, biz burada kendi mülâhazamızı aktarmak istiyoruz:
|
|
Devamını oku...
|
Sual: Cevşenü'l-Kebîr duâsının kaynakları hakkında bilgi verir misiniz. Bu duânın Hadis kaynaklarında geçmediği söyleniyor ve ilişilmek isteniyor. Doğru mu?
Cevşenü'l-Kebîr "Amelî hüküm" içeren bir metin değil; feyizli bir münâcâttır. Vahye dayanan eşsiz bir tefekkür ve zikir kaynağıdır. Allah'ın bin bir ism-i şerifiyle Cehennemden, ateşten, azaptan, gazap ve kahr-ı İlâhî'den, âfetlerden, musîbetlerden Allah'a (cc) sığınma mânâsını ifâde eden tevhid cümlelerinden müteşekkildir.
|
|
Devamını oku...
|
Sual: Cevşenü’l-Kebîr hakkında hangi hadis vardır? Ve kim tarafından rivâyet edilmiştir?”
Cevşen’de geçen duâlar, hadis kitaplarında vardır. Et-Terğib ve’t-Terhi’b’de, Kenzü’l-Ummâl’da, Mecmû’atu’d-Daavât’da ve Mecmû’atü’I-Ahzâb’ta bu rivayetlerin bir kısmı veya tamamı yer almaktadır. Kenzü’l-Ummal’da İbn-i Abbas (ra) ve Ubey İbn-i Ka’b (ra) rivâyetleri ile Peygamber Efendimiz’in (asm): “Cebrâil geldi ve bana dedi ki: Ya Muhammed! Sana birkaç kelime getirdim. Bunları senden önce hiçbir Nebiye getirmedim” sözüyle birlikte Cevşen’deki münâcâtın bir kısmı zikredilmiştir.(1) Ayrıca yine Kenzü’l-Ummâl’da Enes Bin Mâlik (ra) rivayetiyle Cevşen’in bir kısmı daha rivayet edilmiştir. Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî Hazretlerinin Mecmû’atü’I-Ahzab’ında ise Hazret-i Zeyne’l-Abidin’den (ra) Hazret-i Ali’ye (ra) dayanan sağlam bir senetle Cevşenü’I-Kebir’in tamamı rivayet edilmiştir.(2)
|
|
Devamını oku...
|
Sual: “Cevşen’i boyunda taşımak mı, yoksa okumak mı daha evlâdır? Boyunda taşımanın mahzuru var mıdır? Üzerinde iken ölünürse iyi olmaz deniyor.”
Şüphesiz Cevşen’i okumaya hiçbir şey alternatif olamaz, okumak daha evlâdır. Boyunda taşımanın ise; tuvalet, banyo vesâire gibi bazı necaset yerlerinde çıkarmak kaydıyla, sadece sakıncası olmadığı söylenebilirse de, okumaktan daha efdâl olduğu söylenemez. Çünkü Allah’a duâ ve münâcâta ne kadar içten katılabilirsek, o oranda istifâdemizin de fazla olacağı şüphe götürmez. Bu da bizzat dilimiz, gönlümüz, kalbimiz ve mümkün olan sâir duygu ve latîfelerimizin iştirâki ile, yani dikkatle okumamızla sağlanabilir.
|
|
Devamını oku...
|
Sual: “İçinde Kur’ân âyetleri geçtiğinden dolayı Risâle-i Nûr’u veya Cevşen’i abdestli okumak şart mıdır?”
Bizi feyiz ve nûra muhatap kılan bir fiilî duâ çerçevesinde Risâle-i Nûr veya Cevşen okurken abdestli bulunmak müstehaptır, makbuldür, efdaldir, tercihe şâyândır, bir zorluk yoksa tercih edilmelidir. Fakat farz değildir. Abdestli değilken okumak için, metin içinde geçen âyetlere el sürmememiz yeterlidir.
|
|
Devamını oku...
|
Sual: “Kadınlar muayyen günlerinde tesbîhat yapabilirler mi, Cevşen okuyabilirler mi, duâ niyetine Âyete’l-Kürsî ve diğer âyet ve sûrelerden okuyabilirler mi? Bilindiği gibi, Cevşen’in içinde Yâsîn Sûresi de var; Cevşen’i okurken ona dokunmanın mahzuru var mı? Cevşen’i günde ne kadar okumalıyız?”
Kadınların muayyen günleri bir ezâ ve sıkıntı olduğundan, o günlerde ibâdet yükümlülüğünün kaldırılmış olması sırf bir lütf-u ilâhîdir. Öncelikle, buna râzı olmalıyız. Yâni üzerimizde ibâdet yükümlülüğü olmadığından; kendimizi ve rûhumuzu istirahata alalım, tesbîhât veya Cevşen okuma da dahil bir yükümlülüğün altına girmeyelim. Yoksa böyle bir yaklaşım, farklı bir psikolojik sıkıntıya da sebep olabilir. Meselâ okuyamadığımız takdirde kendimizi suçlayabiliriz. Oysa Allah’ın suçlamadığı ve affettiği bir mes’elede kendimizi suçlamak, kendimize karşı insafsızlık olmuyor mu? Bu günler için, Allah’ın verdiği kolaylığı yaşamak da bir yükümlülük anlayışından kaynaklanmıyor mu? Rabb’imiz bizim için kolaylığı tercih ettiği halde, bizim kendimizi bazı duâlarla da olsa yükümlü hissetmemize gerek yok. Mâdem ki O’nun kuluyuz; O’nun tercihine râzı olmamız kulluğumuza daha çok yakışır. |
|
Devamını oku...
|
Sual: “Muhafazalı olmak şartıyla vücutta cevşen, duâ, âyet vs. taşımanın ve tuvalette çıkarmamanın hükmü nedir? Bazı kolyelerde açıktan ‘Allah’ yazısı yer alıyor. Bu kolyeleri üzerinde taşıyanların tuvalete ve banyoya girmeleri câiz midir?”
Resûlullah (asm) ayak yoluna gittiği vakit mübârek parmağındaki “Muhammedü’r-Resûlullah” yazılı mührü çıkarırdı.1 Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz abdest bozmaya gittiğiniz zaman kıbleyi karşısına almasın. Arkasını da kıbleye çevirmesin. Abdest bozarken ya doğuya, ya da batıya dönünüz.”2
|
|
Devamını oku...
|
Sual: “Cevşen ne demektir? Cevşen’in kaynağı var mıdır? Üstad nasıl ve ne zaman Cevşen okumuştur? Cevşen Risâlelerde geçiyor mu?”
Cevşenü’l-Kebîr “Amelî hüküm” ihtiva eden bir metin değil; feyizli bir münâcâttır. Lügatte “büyük zırh” demektir. Mânevî koruma gücünün büyüklüğüne ve feyzinin derinliğine işâreten “Cevşenü’l-Kebîr” ismi verilmiştir. Vahye dayanan eşsiz bir tefekkür ve zikir kaynağıdır. Allah’ın bin bir ism-i şerifiyle Allah’ın azabından, Cehennemden, ateşten, gazap ve kahr-ı İlâhiden, âfetlerden, musîbetlerden Allah’a (cc) sığınma mânâsını ifâde eden tevhid cümlelerinden müteşekkildir.
|
|
Devamını oku...
|
Ubûdiyet, emr-i İlâhîye ve rıza-yı İlâhîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlâhî ve neticesi rıza-yı Haktır. Semerâtı ve fevâidi uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasten istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faydalar ve kendi kendine terettüp eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münâfi olmaz. Belki zayıflar için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz’ü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder. Belki o hâsiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez.
|
|
Devamını oku...
|
|
|