Skip to content

www.Cevsen.de

Cevşen nedir?
SORULARLA CEVŞENÜ'L-KEBÎR Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Bu yazımızda, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’den süzülmüş bir marifet dersi olan ve cevşen olarak bilinen münacat hakkında soruların cevaplarını vermeye çalışacağız.

—Neden Cevşenü'l-Kebîr duasına bu kadar önem verilmektedir?

Yüce Peygamberimiz (asm) ism-i azamla yapılan duaların kabul olunacağını hadislerinde bildirmiştir. (1) Nitekim Rabbimiz de Kur’an-ı Kerim’deki birçok ayette bize kendi isimleri ile dua etmemizi emretmiştir. (2) Cevşenü'l-Kebîr duası tamamıyla Allah’ın isimlerinden oluşmakta olduğu gibi bu isimler harika bir tefekküri seyahat içinde kâinatı konuşturmaktadır. Allah’ın isimleri ile örgülenmiş bir marifetullah dersi olan Cevşenü'l-Kebîr bu sebepten önem arz etmektedir.

—Bundan önceki asırlarda Cevşenü'l-Kebîr duası neden meşhur olmamıştır?

Devamını oku...
 
Duânın önemi var, duâ etmeyenin ne önemi var! Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Duâ, insanı sonsuz Rahman ve Rahim olan Rabbine yaklaştırdığından önemini ihata etmek imkânsızdır. Ancak duânın önemini vurgulayan âyet ve hadislerden bir parça ehemmiyetini kavrayabiliriz.

Kur’ân’da “De ki: Eğer duânız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var?” (Furkan Sûresi: 77) buyurulur. Yani, varoluşun sırrına işâret edilir.

Duânın en önemli fonksiyonu, insanın Kadir-i Mutlak olan Rabbine karşı aczini itiraf etmesi ve Cenâb-ı Hakk’ı ta’zimdir. Yani, kulun her şeye muhtaç olduğunu ve ihtiyacı olan her şeyin ancak O’nun ikram ve ihsanı olduğunu ve O’nun azametini, yüceliğini ilân etmektir.

Duânın önemi; kul ile Yaratıcı arasında bir irtibat vesilesi olmasından da gelir.

Devamını oku...
 
Yaratılışın büyük sırrı: Duâ Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Duâ, yaratılışın ve kulluğun büyük bir sırrını taşıdığından kâinatın Sahibinden istemek, dileklerini O’na sunmak, yalnız O’na yalvarmak, O’nu yüceltmek, büyüklüğünü ilân etmek ve hayat yolunda O’ndan istikamet ve hidâyet dilemektir.

Büyük bir kulluk olan duâ; her şeyin Sahibi, Maliki, İdârecisi, Rabbi, sonsuz rahmet, yardım ve şefkat sahibi olan tek ve yegâne Yaratıcıya dayanmaktır.

Aynı zamanda, O’nun büyüklüğü karşısında aczi ve fakrı itiraf, sevgi ve yüceltme duyguları içinde lütûf ve yardım taleplerimizi de ifâde eder.

Keza duâ, verdiği sayısız nimetlere karşı teşekkürdür. Bu aynı zamanda vicdanî bir gerekliliktir.

Öte yandan, gereği gibi teşekkür etmememizin yanında pekçok hatalar işleriz. İşte bu hatalarımızdan ötürü af ve özür dilemek, aczimizi, fakrımızı idrak edip O’nu vekil edinip taleplerimizi O’na arz etmektir duâ.

Devamını oku...
 
İnsanın mahiyeti ve duanın tanımı Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Duanın ne demek olduğunu bilemezsek, onu gereği gibi yapamayız. O zaman da dua, üzerimizde gerçek fonksiyonunu icra etmez. Öyle ise, önce duanın tarifinden başlamalıyız.

Aklımız kısa; aczimiz, fakrımız, ihtiyaçlarımız sınırsız; arzularımız, emellerimiz, beklentilerimiz hadsiz; gücümüz sınırlı...

Mahiyeti böyle olan, elbette sonsuz kudret, rahmet Sahibine müracaat ile yardım dilemeli, bütün benliğiyle Rabbine yönelmelidir. Her şeyi idare eden, sevk eden O’dur. O zaman, doğru bir şekilde O’ndan istemeli ve talep etmeliyiz.

Nasıl ki, asansör düğmesine basmak için kolumuzu, elimizi hareket ettiren aslında biz değilizdir. Yani bu fiilin ‘hakiki sahibi’ biz değilizdir. Zira, bir kolun kalkması, kasların harekete geçmesi yüzlerce fizikî, kimyevî, fizyolojik, fizyonomik işleme bağlıdır. Bütün bunlar bilgimiz dışında, gücümüz dışında cereyan etmektedir. Haberimiz olmadan dönen bu işleri, elbette kendimize mal edemeyiz. Öyle ise, biz yalnızca ister, talep eder, düşünürüz. Yaratan ise, sonsuz kudret ve hikmet sahibi olan Allah’tır.

Devamını oku...
 
Duânın sırlarına dair sorular Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Neden bu dünyaya “ilim ve duâ vasıtasıyla tekemmül etmek (mükemmelleşmek, gelişmek, olgunlaşmak)” için gönderildik?

Yaratılış ve duâ arasında nasıl bir sır saklıdır? Duâ, bize nasıl bir şahsiyet kazandırır ki Yüce Rabbimiz, “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” buyuruyor.

Duânın hikmeti nedir? Kaç çeşit duâ vardır? Duâ ile kulluğumuzun farkına nasıl varırız? Duânın bize kazandırdığı özellikler, güzellikler, hazineler nelerdir?

İstek ve duâlarımız arasındaki bağlantılar nelerdir?

Hadis-i şerifin işaretiyle hangi şartlarda duâlarımızla dağları yerinden oynatırız?

Duânın zırh olması ne demektir?

Devamını oku...
 
Duâlarımızın makbul olması için Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

İnsan yaptığı duâlardan zarurî rızık tarafına bakan ıztırarî duâ sınıfındaki duâlarının karşılığını kesin olarak bu dünyada alır. Çünkü bu, Rezzak-ı Kerîm tarafından vaad edilmiştir.

Diğer türlü, zarurî rızka yönelik olmayan veya imtihan vesilesi olan belâ ve musîbetlerin def’i için yapılan duâların makbul olmasının ise şartları vardır. Nasıl bir devlet dairesindeki işiniz için belli şartlara uygun dilekçe yazmanız gerekiyor. Dilekçenin hitabının, üslûbunun ve diğer unsurlarının güzelliği kabulünde etkili oluyorsa; yapılan duâların da kabule yakınlaşması için güzelliklerle dolu olması etkili oluyor.

Peygamber Efendimiz (asm) bir çok hadisinde; babanın oğula, misafirin, oruçlunun, hastanın, mazlûmun... duâlarının makbul olduğunu belirtiyor.

Devamını oku...
 
Duâ zırhını giymek Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

 00022.jpgİnsan bu dünyaya ibadet, duâ ve ilimle tekemmül etmek/mükemmelleşmek için gönderilmiştir. İbâdetin özü ise duâdır. Büyük bir kulluk olan duâ; her şeyin sahibi, mâliki, idârecisi, Rabbi, sonsuz rahmet, şefkat, sevgi, kudret sahibi olan Cenâb-ı Hakk’a yalvarmak, istemek, O’na dayanmak, aczimizi anlayıp O’nu vekil tâyin etmek, ihtiyaç ve arzularımızı O’na arz etmektir. “Duâ” kelimesinin Kur’ân’da 212 defa geçmesi; bize insânî vasfı kazandıran önemli ibâdet olduğunu gösterir.

* Duâ eden bilir ki, yalnız değil, birisi var; bütün ihtiyaçlarını görür, bilir, sesini duyar, ona cevap verir. Buna binâendir, duâları işiten ve cevap veren Semî-i Mutlak ve Mucîb-i Mutlak olan yüce Rabbimiz, “Duânız olmasa ne ehemmiyetiniz var?”1 buyurmaktadır. Bu meseleyi şöyle anlayabiliriz:
Medeniyetten, insanlardan çok uzaklarda, mağaralarda yalnız başına yaşayan bir insanın ne önemi var? Duâ ile Allah’ın sonsuz rahmet ve hazinesinden bir şey istemeyen insanın da Hakkın nazarında ne önemi olabilir?
* Duâ, varlığımızın değerini de belirler. Duâ, ispat-ı vücuddur. Yâni, varoluş sebebimizi, ne olduğumuzu, nereden geldiğimizi, niçin geldiğimizi ve nereye gideceğimizi, sonunda ne olacağımızı ve ne olmamız gerektiğini duâlarımızla ortaya koyarız.
* Duâ psikolojik açıdan büyük bir rahatlık ve huzûr doğurduğu gibi, ahlâkî arınmayı, yücelmeyi gerektirir. Dolayısıyla, gelişim safhasındaki takılma ve saplantıların önlenmesinde, şahsiyetin/kişiliğin gelişmesinde yapıcı bir fonksiyon icra eder. Bir hadis-i kudsiye göre duâ ve ibâdetle meydana gelen yakınlaşma Allah’a karşı sevginin, bu sevgi de kuldan duyarlı bir vicdan ve sağduyunun doğmasına sebep olduğu belirtilir.
Böylece duâmızla, sonsuz Rahîm (şefkat eden, yardım eden), Hafîz (koruyan) Allah’ın koruma alanına gireriz. Şeytan ve habis ruhların şer/kötülük ve baskılarından emin oluruz.
* Duâ, dünya ve içindekilerle beraber, şeytan ile nefsin etrafında dolanmaktan kurtulup, tek bir noktaya yönelmek demektir. Bu, çokluktan, dünya problemlerinden, sıkıntılarından sıyrılıp, ruha nefes aldırmak, onu dinlendirmektir aynı zamanda. Duâ, madde bağımlılığından, nefsî, indî/subjektif, süflî/pespâye arzu ve isteklerden kurtulmaktır. Duâ, işlediğimiz hatâ, kusur ve günahların izlerini vicdânımızdan siler, rûhumuzu arındırır. Şeytânî hallerden uzak durup; ruhumuzu imân, tefekkür, ilim, ibâdet, takva, salih amel gibi mânevî gıdalarla doyurup beslemeliyiz.
* Düşünce ve duygularımızın antenini duâ ile İlâhî hakikatlere, ulvî âlemlere çeviririz. Tamamen habis/siyah, karanlık menfî bir enerji boyutundan yaratılan şeytan; insanların ruhlarına etki edebilir. Gayet tabiî ki bu, şeytanın verici gücünün yüksekliğine ve alıcının telkine, olumsuz meselelere açık olmasına ve cevap vermesine bağlıdır. Şeytan, vesvese ve fitnesiyle ruh ve duygularımızın dengesini bozar. Rûh ile vücûdun manyetik dengesinin bozulmasından rûhî hastalıklar doğar. Şöyle ki:
Elektrik de, sinir hücreleri arasında iletişim sağlayan bir unsurdur. Elektrik akımının da dengesizliği; vücut ritmini, dengesini bozar. Kimyevî ifrazat ve elektrik akımlarını harekete geçiren de; aşırı veya yersiz evham, korku, öfke, heyecan, kin, düşmanlık, sıkıntı, endişe/kaygı gibi negatif duyguların yerinde ve ölçüsünde kullanılmamasıdır. Aşırı ifrâzâtları, güzel söz ve telkinlerle dengelemek mümkün. Zaten, vehmî hastalıkların en etkili ilâçlarından biri önem vermemektir. Önem verdikçe büyür, şişer. Önem verilmezse küçülür, dağılır. Zaten, vehmî hastalık çok devam etse, (psiko-fizyolojik yapımızı etkileyerek) hakikî hastalığa döner. Vehham ve asabî insanlarda fena bir hastalıktır; habbeyi kubbe yapar, mânevî gücü kırar.2
* Şeytanın vesveseleri negatif olduğundan ruh ve bedenin ritminin dengesini bozmaktadır. Duâ, ibâdet, zikir, fikir, pozitif enerji yayar ve biyo-manyetik tedâvî yaparak bozulan ruh ve beden ritmini, dengesini sağlar. Böylece şeytanın vesveselerine karşı bir kalkan, bir zırh görevi de görmüş olur. Çünkü, İlâhî, ulvî, melekî alana girilmiş olur.
Dipnotlar:
1- Kur’ân, Furkan, 77.
2- Lem’alar, s. 219.

* Duâ eden bilir ki, yalnız değil, birisi var; bütün ihtiyaçlarını görür, bilir, sesini duyar, ona cevap verir. Buna binâendir, duâları işiten ve cevap veren Semî-i Mutlak ve Mucîb-i Mutlak olan yüce Rabbimiz, “Duânız olmasa ne ehemmiyetiniz var?”1 buyurmaktadır. Bu meseleyi şöyle anlayabiliriz:

Devamını oku...
 
Risale-i Nur'u dünya işlerine alet etmek Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hizmet Rehberi'nde buyurmuş ki: "Risale-i Nur dünya işlerine alet olamaz, dünya işlerinde siper edilmez... Dünyevî maksatlar onunla istenilmez, istenilse ihlas kırılır."Bu ne demektir?

Risale-i Nur'lar tahkiki imanı temin eder. Mademki tahkiki imanı temin eder, öyleyse Allah rızası için okunmalıdır.

Kastamonu Lahikası'nda deniyor ki, "Biz Nur'un hizmetinde çalıştıkça hem maişetçe (geçim), hem istirahat-i kalpçe bir genişlik, bir ferah, zahir bir surette hissediyoruz."

Amma bir insan "gönlüm rahat olsun, okuyayım dertlerim gitsin" diye Risale-i Nur okuyabilir mi? Okursa rahat eder mi?

Devamını oku...
 
Cevşen tamam, sıra tesbihatta… Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Üzerinden geçen zamanın kırk seneye yaklaştığı, Risâle-i Nurlarla müşerref olduğum o günleri hatırlıyorum. 17 yaş içindeydim, ama beş vakit namaz kılmıyordum. Altı ay dershanelere geldim, gittim. Bana bir gün olsun “Kalk namaz kılalım” demediler. Zaten baskı yapsalardı, o gibi hallere fıtratım müsaade etmezdi. Belki gider, bir daha da gelmezdim. Cemaati ve dershaneyi çok sevmiştim. Zaten oraya gittiğim zamanlar, kendimi cennet bahçesinde gibi hissediyordum. Ağabeyler namaz kılmaya kalkınca, bana ya bir gazete veya kitap vs. verir, “Kardeş, biz namaz kılacağız; senin canın sıkılmasın bunu oku” derlerdi.

Devamını oku...
 
Haber Vaktim - 26.07.2009 Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Link: http://www.habervaktim.com/haber/80911/cevsen_sanal_alemde.html

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 7

Duyurular

İzleyin > Seminerler bölümüne 14 tane yeni seminer videosu eklendi.

- - -

Okuyun bölümüne Kur'an Elifbası eklendi.

- - -

"Okuyun" bölümüne
7
tane Kuran-ı Kerim,
4
tane Risale-i Nur
okuma imkanı eklendi.

- - -

Misafir Defteri ve İrtibat Formu tekrar hizmete girmiştir.

Sitemizi arkadaşlarınıza 'Tavsiye et' imkanı eklendi. (Sayfanın alt kısmındaki linklerden ulaşabilirsiniz)

Websitesi olanlar 'Sitene ekle' kısmından bannerlerimizin kodlarını kullanabilirler.

Anket

Cevşen´i hangi sıklıkla okuyorsunuz?
 

İstatistikler

Bugün768
Dün2679
Bu Hafta8559
Bu Ay42024
Toplam3862985
ListeNur.de