Skip to content

www.Cevsen.de

Cevşen nedir?
Duâlarımızın makbul olması için Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

İnsan yaptığı duâlardan zarurî rızık tarafına bakan ıztırarî duâ sınıfındaki duâlarının karşılığını kesin olarak bu dünyada alır. Çünkü bu, Rezzak-ı Kerîm tarafından vaad edilmiştir.

Diğer türlü, zarurî rızka yönelik olmayan veya imtihan vesilesi olan belâ ve musîbetlerin def’i için yapılan duâların makbul olmasının ise şartları vardır. Nasıl bir devlet dairesindeki işiniz için belli şartlara uygun dilekçe yazmanız gerekiyor. Dilekçenin hitabının, üslûbunun ve diğer unsurlarının güzelliği kabulünde etkili oluyorsa; yapılan duâların da kabule yakınlaşması için güzelliklerle dolu olması etkili oluyor.

Peygamber Efendimiz (asm) bir çok hadisinde; babanın oğula, misafirin, oruçlunun, hastanın, mazlûmun... duâlarının makbul olduğunu belirtiyor.

Devamını oku...
 
Duâ zırhını giymek Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

 00022.jpgİnsan bu dünyaya ibadet, duâ ve ilimle tekemmül etmek/mükemmelleşmek için gönderilmiştir. İbâdetin özü ise duâdır. Büyük bir kulluk olan duâ; her şeyin sahibi, mâliki, idârecisi, Rabbi, sonsuz rahmet, şefkat, sevgi, kudret sahibi olan Cenâb-ı Hakk’a yalvarmak, istemek, O’na dayanmak, aczimizi anlayıp O’nu vekil tâyin etmek, ihtiyaç ve arzularımızı O’na arz etmektir. “Duâ” kelimesinin Kur’ân’da 212 defa geçmesi; bize insânî vasfı kazandıran önemli ibâdet olduğunu gösterir.

* Duâ eden bilir ki, yalnız değil, birisi var; bütün ihtiyaçlarını görür, bilir, sesini duyar, ona cevap verir. Buna binâendir, duâları işiten ve cevap veren Semî-i Mutlak ve Mucîb-i Mutlak olan yüce Rabbimiz, “Duânız olmasa ne ehemmiyetiniz var?”1 buyurmaktadır. Bu meseleyi şöyle anlayabiliriz:
Medeniyetten, insanlardan çok uzaklarda, mağaralarda yalnız başına yaşayan bir insanın ne önemi var? Duâ ile Allah’ın sonsuz rahmet ve hazinesinden bir şey istemeyen insanın da Hakkın nazarında ne önemi olabilir?
* Duâ, varlığımızın değerini de belirler. Duâ, ispat-ı vücuddur. Yâni, varoluş sebebimizi, ne olduğumuzu, nereden geldiğimizi, niçin geldiğimizi ve nereye gideceğimizi, sonunda ne olacağımızı ve ne olmamız gerektiğini duâlarımızla ortaya koyarız.
* Duâ psikolojik açıdan büyük bir rahatlık ve huzûr doğurduğu gibi, ahlâkî arınmayı, yücelmeyi gerektirir. Dolayısıyla, gelişim safhasındaki takılma ve saplantıların önlenmesinde, şahsiyetin/kişiliğin gelişmesinde yapıcı bir fonksiyon icra eder. Bir hadis-i kudsiye göre duâ ve ibâdetle meydana gelen yakınlaşma Allah’a karşı sevginin, bu sevgi de kuldan duyarlı bir vicdan ve sağduyunun doğmasına sebep olduğu belirtilir.
Böylece duâmızla, sonsuz Rahîm (şefkat eden, yardım eden), Hafîz (koruyan) Allah’ın koruma alanına gireriz. Şeytan ve habis ruhların şer/kötülük ve baskılarından emin oluruz.
* Duâ, dünya ve içindekilerle beraber, şeytan ile nefsin etrafında dolanmaktan kurtulup, tek bir noktaya yönelmek demektir. Bu, çokluktan, dünya problemlerinden, sıkıntılarından sıyrılıp, ruha nefes aldırmak, onu dinlendirmektir aynı zamanda. Duâ, madde bağımlılığından, nefsî, indî/subjektif, süflî/pespâye arzu ve isteklerden kurtulmaktır. Duâ, işlediğimiz hatâ, kusur ve günahların izlerini vicdânımızdan siler, rûhumuzu arındırır. Şeytânî hallerden uzak durup; ruhumuzu imân, tefekkür, ilim, ibâdet, takva, salih amel gibi mânevî gıdalarla doyurup beslemeliyiz.
* Düşünce ve duygularımızın antenini duâ ile İlâhî hakikatlere, ulvî âlemlere çeviririz. Tamamen habis/siyah, karanlık menfî bir enerji boyutundan yaratılan şeytan; insanların ruhlarına etki edebilir. Gayet tabiî ki bu, şeytanın verici gücünün yüksekliğine ve alıcının telkine, olumsuz meselelere açık olmasına ve cevap vermesine bağlıdır. Şeytan, vesvese ve fitnesiyle ruh ve duygularımızın dengesini bozar. Rûh ile vücûdun manyetik dengesinin bozulmasından rûhî hastalıklar doğar. Şöyle ki:
Elektrik de, sinir hücreleri arasında iletişim sağlayan bir unsurdur. Elektrik akımının da dengesizliği; vücut ritmini, dengesini bozar. Kimyevî ifrazat ve elektrik akımlarını harekete geçiren de; aşırı veya yersiz evham, korku, öfke, heyecan, kin, düşmanlık, sıkıntı, endişe/kaygı gibi negatif duyguların yerinde ve ölçüsünde kullanılmamasıdır. Aşırı ifrâzâtları, güzel söz ve telkinlerle dengelemek mümkün. Zaten, vehmî hastalıkların en etkili ilâçlarından biri önem vermemektir. Önem verdikçe büyür, şişer. Önem verilmezse küçülür, dağılır. Zaten, vehmî hastalık çok devam etse, (psiko-fizyolojik yapımızı etkileyerek) hakikî hastalığa döner. Vehham ve asabî insanlarda fena bir hastalıktır; habbeyi kubbe yapar, mânevî gücü kırar.2
* Şeytanın vesveseleri negatif olduğundan ruh ve bedenin ritminin dengesini bozmaktadır. Duâ, ibâdet, zikir, fikir, pozitif enerji yayar ve biyo-manyetik tedâvî yaparak bozulan ruh ve beden ritmini, dengesini sağlar. Böylece şeytanın vesveselerine karşı bir kalkan, bir zırh görevi de görmüş olur. Çünkü, İlâhî, ulvî, melekî alana girilmiş olur.
Dipnotlar:
1- Kur’ân, Furkan, 77.
2- Lem’alar, s. 219.

* Duâ eden bilir ki, yalnız değil, birisi var; bütün ihtiyaçlarını görür, bilir, sesini duyar, ona cevap verir. Buna binâendir, duâları işiten ve cevap veren Semî-i Mutlak ve Mucîb-i Mutlak olan yüce Rabbimiz, “Duânız olmasa ne ehemmiyetiniz var?”1 buyurmaktadır. Bu meseleyi şöyle anlayabiliriz:

Devamını oku...
 
Risale-i Nur'u dünya işlerine alet etmek Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hizmet Rehberi'nde buyurmuş ki: "Risale-i Nur dünya işlerine alet olamaz, dünya işlerinde siper edilmez... Dünyevî maksatlar onunla istenilmez, istenilse ihlas kırılır."Bu ne demektir?

Risale-i Nur'lar tahkiki imanı temin eder. Mademki tahkiki imanı temin eder, öyleyse Allah rızası için okunmalıdır.

Kastamonu Lahikası'nda deniyor ki, "Biz Nur'un hizmetinde çalıştıkça hem maişetçe (geçim), hem istirahat-i kalpçe bir genişlik, bir ferah, zahir bir surette hissediyoruz."

Amma bir insan "gönlüm rahat olsun, okuyayım dertlerim gitsin" diye Risale-i Nur okuyabilir mi? Okursa rahat eder mi?

Devamını oku...
 
Cevşen tamam, sıra tesbihatta… Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Üzerinden geçen zamanın kırk seneye yaklaştığı, Risâle-i Nurlarla müşerref olduğum o günleri hatırlıyorum. 17 yaş içindeydim, ama beş vakit namaz kılmıyordum. Altı ay dershanelere geldim, gittim. Bana bir gün olsun “Kalk namaz kılalım” demediler. Zaten baskı yapsalardı, o gibi hallere fıtratım müsaade etmezdi. Belki gider, bir daha da gelmezdim. Cemaati ve dershaneyi çok sevmiştim. Zaten oraya gittiğim zamanlar, kendimi cennet bahçesinde gibi hissediyordum. Ağabeyler namaz kılmaya kalkınca, bana ya bir gazete veya kitap vs. verir, “Kardeş, biz namaz kılacağız; senin canın sıkılmasın bunu oku” derlerdi.

Devamını oku...
 
Haber Vaktim - 26.07.2009 Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Link: http://www.habervaktim.com/haber/80911/cevsen_sanal_alemde.html

 
Turbo Haber - 26.07.2009 Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Link: http://www.turbohaber.com/haber_detay-haber_id-3108-cevsen-sanal-alemde.html

 
Yeni Asya - 21.07.2009 Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Link: http://www.yeniasya.com.tr/2009/07/21/ilim-teknik/default.htm

 
Haber Nur - 09.07.2009 Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Link: http://haber.nur.tc/haber_detay.php?haber_id=19734

 
Cevşen’i her gün okuyorum Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Vatikan Büyükelçiliği İstanbul Temsilcisi George MarovitchBirkaç yıl önce, Vatikan Büyükelçiliği İstanbul Temsilcisi George Marovitch’le çeşitli konular üzerine bir röportaj yapmış, kendisine bir de Cevşen’le ilgili soru yöneltmiştik.

Malumunuz olduğu üzere Marovitch, İtalya’da geçirdiği bir kaza üzerine, şimdi İstanbul’da bir huzurevinde hayatını sürdürüyor. Kendisi, yine Cevşen’i elinden bırakmadığını, sürekli okuduğunu söylüyor.

Biz burada, 2005’te kendisiyle yaptığımız, Yeni Asya ve Genç Yaklaşım dergilerinde yayınlanan röportajdan Cevşen’le ilgili olan bölümü dikkatlerinize arz etmek istiyoruz.

O zaman “Bazı toplantılarda Cevşen okuduğunuzu biliyoruz. Cevşen'e olan sevgi ve muhabbetiniz nereden geliyor?” diye sormuştuk.
O da aynen şöyle cevaplamıştı:

Devamını oku...
 
Cevşen nedir? Yazdır e-Posta
AddThis Social Bookmark Button

Duâ-i Nebevî: Cevşenü’l-Kebir
 
Cevşen, Farsça kökenli bir kelime olup, "bir tür zırh, savaş elbisesi" manasına gelmektedir. Terim manası Şii kaynaklarında Ehl-i Beyt tarikiyle Hz. Peygambere isnat edilip, Cevşen-i Kebir ve Cevşen-i Sagir olarak bilinen, metinleri birbirinden farklı iki duâyı ifade eder. Ancak Cevşen-i Kebir daha meşhurdur ve "Cevşen" denilince ilk akla gelen Cevşen-i Kebir'dir. Cevşen-i Kebir Musa el-Kazım-Cafer es-Sadık-Muhammed el-Bakır-Zeynelabidin-Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarikiyle Hz. Peygamber'e isnat edilir.
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 6

Duyurular

Sitemizin "Okuyun" bölümüne
7 tane Kuran-ı Kerim,
4 tane Risale-i Nur
okuma imkanı eklendi.

Misafir Defteri ve İrtibat Formu tekrar hizmete girmiştir.

Sitemizi arkadaşlarınıza 'Tavsiye et' imkanı eklendi. (Sayfanın alt kısmındaki linklerden ulaşabilirsiniz)

Websitesi olanlar 'Sitene ekle' kısmından bannerlerimizin kodlarını kullanabilirler.

Anket

Cevşen´i hangi sıklıkla okuyorsunuz?
 

İstatistikler

Bugün1396
Dün1793
Bu Hafta14324
Bu Ay9372
Toplam1497766
ListeNur.de - islami siteler listesi

NurluYuz